100 kilo verip sonrasında IRONMAN yapan bir kadınla tanışın: Müstesna Erkahraman

100 kilo verip sonrasında IRONMAN yapan bir kadınla tanışın: Müstesna Erkahraman


180 kilodan 80 kiloya düşüp üzerine IRONMAN yapan Müstesna Erkahraman ile tanışalım. Müstesna’yı ilk kez Danimarka Kronborg IRONMAN 70.3’teki finiş videosuyla tanıdım. Videoda spiker, Müstesna’nın 100 kilo vererek bu yarışı tamamladığı anlatıyordu. Çok etkileyici değil mi? Bu videodan sonra İstanbul Triatlonu’nda gönüllü olarak gittiğim otelde Müstesna ile birebir tanıştık. Hem bu kadar kiloyu vermek hem de IRONMAN hikâyesini dinlemek için Müstesna ile bir araya geldik.

Müstesna’nın 100 kilo vermeden önceki ve sonraki hali

Müstesna biraz kendinden bahsetmeni istesem senden, neler söylersin bizlere?

Özel bir reklam şirketinde finans direktörü olarak çalışıyorum. Abim, kardeşim ile beraber IRONMAN yapıyoruz.

Önce kim başladı ve diğerlerinin kanına girdi?

Şeyda (kızkardeşi) üniversite yıllarından beri atletizm yapar, o spora meraklıydı ama ben yüksek kilolarımdan dolayı pek sporla ilgili olamıyordum onunla yavaş yavaş koşu gruplarına etkinliklere katılmaya başladım bir anda kendimi Antalya’da, orada, şurada koşulara yarışlara giderken buldum. Abim de IRONMAN yapıyor, şirkette abim, kızkardeşim  ve ben beraber çalışıyoruz, her yerde bisikletler filan var. (Gülüyor.)

Spor nasıl başladı?

Koşu gruplarına katıldım, sonra yürümelere başladım. Önce Antalya’da bir sosyal sorumluluk projesi için 10 kilometre yürümeyi hedefledim, düşün 10 metre yürüyemezken, 10 kilometre yürümeyi düşünüyorum. Daha sonra bu işi yapıyoruz, daha bilinçli bir şekilde yapalım, sakatlanmayalım diyerek Özgür (Tetik) Hoca’nın kapısını çaldım, Özgür beni Göksen (Çınar)Hoca’ya teslim etti, ben Göksen’e ilk “Hocam, ben koşabilmek istiyorum” dedim. Tabii, Göksen’in beni IRONMAN yapmak istediğinden bihaberim. Derken derken “Biz Antalya’da 10 kilometreyi 90 dakikanın altında koşabilmek için çalışmalara başladık. Göksen bize çok destek oldu, kimse sakatlanmadan yarışı bitirdi. Daha sonra yarı maraton koşalım bunun üstüne dedik, yurtdışı olsun dedik, yeni bir tecrübe olur hem. Bana Göksen hem antrenman programı yazıyor hem de motivasyon sağlıyordu.

Bunun dışında sana desteği olan kişiler kimler oldu?

Benim spora başlamamda ve devam etmemde koşu ve spor gruplarının etkisi büyüktür. Tabii, Göksen Çınar’ın katkısı çok çok büyüktür.

Göksen Çınar’ın Müstesna’ya gönderdiği madalya fotoğrafı

Amsterdam’da yarı maratonda neler oldu?

Amsterdam’da yarı maratona gittik, “Göksen Hoca ben bunu 2,5 saatte koşar mıyım, dedim Bitiş süresi 3 saat, “Yaparsın Müstesna” dedi. Daha sonra başladık çalışmalara, kuvvet antrenmanlarına, ekip çok iyi, güzel bir ekip kurduk, eğleniyoruz, antrenman yapıyoruz. Göksen iyi bir triatlet, IRONMAN olunca başladı bunları kanımıza girmeye, daha yeni başladık beraber çalışmaya,  antrenman programları gönderiyor, bu antrenman programlarını gönderirken bize IRONMAN’den bahsediyor, ama biz uzaktan bakıyoruz, IRONMAN hiç anlamadığımız bir şey, supermen der gibi bir şey (Gülüyor), dedim ya ilk Göksen’e “Ben koşabilmek istiyorum” dedim o da bana gönderdiği ilk programda “IRONMAN olmak ister misin?” diye sordu. İkinci programı da gönderdi, programın altında bir fotoğraf! “Aşağıdaki madalyaya iyi bak, bir gün bu madalya senin olacak!” Bir de içinde “Route to IRONMAN” yazıyordu. Dedim herhalde gruptaki başka biriyle karıştırdı, gruba da “Hoca benle dalga geçmiş biliyor musunuz?” diye yazdım hemen, döndü oradan kızan suratla “Hiç de dalga geçmedim, onu sana yolladım” dedi. Bak, hâlâ o fotoğraf telefonumda durur. (telefonunu gösteriyor)

Çok güzel bir motivasyon! Aslında ben senin hikâyeni Danimarka’daki Kronborg half IRONMAN yarışında finiş videosundan tanıyorum. Spikerin seni anlatırkenki heyecanı da çok güzeldi, senin yarışı bitirişini ve yarış boyunca neler yaşadığını senle konuşacak olmak da ayrıca çok keyifli (Gülüyor) Kronborg yarışı nasıl oluştu yani nasıl karar verdin, nasıl cesaretlendin?

Birden çok heyecanlandım, yürü koş yapan bir insanım, bisiklete binmeyi bilmiyorum, yüzme desen çıpçıp. Ondan sonra başladık triatlon kamplarına gitmeye ama sadece koşuyorum hala, sonra Göksen Avusturya maratonunu bitirmişti, geldiğinde triatlon kampı yaptık, benim için çok değişikti çünkü ilk defa triatlon kampına gidiyorum ve ben bu kampta sadece koşabiliyorum. Hoca bana dedi ki “Sen gel gel, ben sana ne yapıp ne yapmayacağını söylerim.” Kamp programı açıklanıyor gözünün içine bakıyorum “Ne yapacağım ben?” diye. “Sen git koş yüz!” filan diyor, ben onları yapıyorum sadece. Yavaş yavaş bisikletlere çıktım, eskortluk yapıyorum, bisikletlerde destek verilmesi çok güzel. Son gün geldi bir aquatlon yarışı yapılacak, her şeyin başladığı noktalardan biri. Aquatlon yarışında benim partnerim Göksen oldu! Ben yüzdüm koştum ve dönüyorum, insanlar beni destekliyor. Göksen nabzımı sordu, 140! Çok iyi gidiyorsun, sen bu azimle böyle zayıflayarak çok şeyi başarıyorsun, başaracaksın diye zaten sürekli bana böyle motive edici şeyler söyler zaten o. “Ben karar verdim seneye bir yarışı sana ayıracağım, bir yarışı senle beraber koşacağım” dedi ve gerçekleştirdi de bu dediğini!

Danimarka Kronborg IRONMAN 70.3 finişi

Yarışta nasıl destek sağladı sana?

Yarışa gittik, tüm parkurlara abartısız her yere “Go Müs!” yazmışlar, sırf bana destek vermek için benimle beraber yarıştı o yarışı, bana çok güzel motivasyon sağladı, yarıştan sonra bana sarılışını anlatamam. Göksen çok iyi bir koç, sporcusunun yanında duran çok iyi bir koç.

Zayıflama hikâyende sana en çok desteği kimler verdi?

Belki biliyorsun benim mide operasyonum var, yine ameliyat olmam gerekti ama dikkat edemedim, yine kilo aldım (Mide ameliyatı olunca kilo verileceği anlamına gelmiyor)  antrenman yapamadım, yarımaraton hedefiyle koşarken bir anda hiçbir şey yapmadım, kötü bir dönem oldu. Göksen’le biz tekrar çalışmaya başladık, bir sene önce, hedef koymaya karar verdik, daha sonra Çağla diye bir arkadaşımız var Kronborg de ilk yarışını yapmış parkurun güzel olduğunu söyledi. Herkes beni çok destekliyor ama bir yandan da bu konuya canı gönülden kalbini koymuş insanlar var, onlardan biri de Göksen. Kardeşim, abim henüz 10-15 kilo vermişken beni öyle güzel motive ettiler ki, Milano’ya gidip bana deli bir alışveriş yaptılar. Kendimi nasıl hissediyorum, anlatamam. O zamanki fotoğraflarıma bakıyorum bazen, bu zayıflama hikayesindeki destekleri müthişti, çünkü sağlığımdan endişe ediyorlardı ve kilo vermemi istiyorlardı. 10 metre dahi yürüyemiyordum, mesela kardeşim beni bir yere bırakıp otoparktan yürüdüğüm zaman olay çıkarıyordum, çünkü yürümek benim için ciddi işkenceydi.

Buradan IRONMAN yapacak düzeye geldin.

Daha sonra Hareket Candır’a gitmeye başladım, Göksen’in desteği zaten müthişti, Çağla, Özhan diye bir arkadaşımız da bana “Hangi yarışta gidersen seninle beraber geleceğim” diye beni nasıl motive etti, anlatılmaz.

Kronborg’de, ilk IRONMAN yarışında neler yaşadın?

İlk sudan çıktım ama ayağımı hissetmiyorum, değişim alanına gitmek için 1 kilometre dahi gidemedim, çünkü yüzmede ayaklarım dondu, ayaklar çıplak, ciddi bir kramp, torbamı aldım geldim değişim alanında Nevşin (Mengü) ile gözgöze geldik, “Nevşin, ayaklarım çok kötü, nasıl basacağım” dedim, “İyisin iyisin, geçecek birazdan, yapacağız” dedi, ama o gitti, bir bakıştık, o anki bakışındaki sıcaklığı unutmuyorum zaten. Bisiklet etabına geçtim ama hâlâ bacaklarım ağrıyor, kramp girdi sağ bacağıma. Bir baktım 3 kilometre ileride Göksen beni bekliyor, tüm arkadaşlarım beni bekliyor, belli ki benim için endişeleniyorlar da, Göksen’i gördüm, sanki Bratt Pitt gördüm (gülüyor) Göksen “Hadi, çok iyisin” diyor ama kramp girdi, bisikletten düştüm.

Krampla devam etmek nasıl bir şey?

Devam edemedim zaten, Göksen geldi masaj yaptı, tekrar bindim, bu kez biraz daha iyiydim, Göksen bana motivasyon veriyor. Bir de bunun yanında yokuşun başında “Go müstesna, go!” diye yazılar var, nasıl motive olmam?

Danimarka’da epey ünlü olmuşsun Müstesna (Gülüyor)

Aynen, ama müthiş bir şey Kevser, bu destek bu heyecan… Göksen’in bana yaklaşıp bir şeyler söylediğini görenler Göksen’e draft yaptığını düşünüp draft cezası kestiler ama bana draft yapmıyordu aslında. Adama en iyi koçluğunu yaptırdım. (Gülüyor) Hakem Göksen’e kızdı, “Ayrıl!” dedi, Göksen gitti. Birinci tur geçti ikinci tur geldi, müthiş bir rüzgâr var. Kimse yok, gördüğüm iki tane Midilli, arada da hakemleri gördüm, en son gelen benim ama kendimi sürekli motive ediyorum, bırakmam mümkün değil, kendimle bağıra çağıra konuşuyorum, bisiklet bitti koşuya çıkacağım, kramp devam ediyor, son turda rüzgâr çok yordu beni, bisikletten indiğimde bacaklarım bitmişti.

IRONMAN yarışlarından sonra bazen arkadaşlarla konuşuyoruz, nasıldı diye “Su çok soğuktu, deniz çamurluydu, rüzgâr vardı, çamur vardı.” gibi bir sürü yorum yapılıyor, zaten bu sporun doğasında mücadele yok mu? Elbette rüzgâr da olacak, sıcak da olacak, belki de bir bakmışsın yarış iptal olacak.

Aynen öyle, o anki koşullarla mücadele ediyorsun, tıpkı hayat gibi Kevser, değişken çok fazla, o nedenle koşullara göre ne yapman gerektiğini öğreniyorsun IRONMAN ile. Aynı yarışta bile şartlar değişiyor, her türlü şey var eğim, sıcaklık, soğukluk, rüzgâr, bunların hepsi birer mücadele fırsatı.

Peki yarıştaki beslenmen nasıldı?

Bisiklet etabı bitti, beslenmeyi yaptım, koşuya başladım adım atamıyorum. Baktım ben cut off oluyorum, takılıp kalacağım! Koşu parkuru Topkapı Sarayı’nın olur ya, indi bindi zemin öyle bir zemin ki köprüler, toprak taş, iniş yokuş aynı zemin yok, hepimizin koşu fotoları yere bakıyor. İlk tur bittikten sonra spiker beni anons ediyor, beni anlatıyor işte, “Siz biliyor musunuz Müstesna, 180 kilodan 100 kilo verdi, şimdi IRONMAN yapıyor” diye,  beni anons ediyor! Göksen gelemiyor ama Özhan geldi beni gopro ile çekiyor, hakem yanıma geldi bana motivasyon veriyor. Göksen’i kovaladı kendi choching yapıyor. Shakerper’in Hamlet’i yazdığı kaleden dönüyorsun, finişe kadar rüzgarın nasıl estiğini anlatamam. Kaleyi tutunarak dönüyorum. Artık finiş alanını görüyorum spiker beni anons ediyor son turdaki bilekliğimi taktım ve bitirdim finişe geldim. Çağla, Göksen, Özhan, Şeyda beni çok güzel karşıladılar. Göksen Danimarka IRONMAN ekibi beni karşılıyor Last finisher’ım, bu yarışlarda bir gelenektir, birinci sonuncuyu karşılar, Göksen’in bana sarılmasını hatırlıyorum, ödül töreninde spiker geldi bana sarıldı, Instagram sayfasında yayımladı, Damimarka Kronborg sayfasında bana yer verildi. Artı Damimarka’da her sene yapılan kısa video benle başlayıp benle bitti, şimdi Danimarka’da bir sürü arkadaşım var, hepsiyle irtibattayız.

Danimarka Kronborg sayfasında Müstesna’dan bahsedildi.

Ben IRONMAN finisher madalyası ile aslında hepimizin istersek bu işi başarabileceğini göstermek istedim. Serotonin denilen şeyi salgılamak için kek yemek, çikolata yemek gerekmiyor, spor yaparak hepsini yerine koyuyorsunuz zaten. 
Bir de işin bu tarafı var, sadece yarışmıyorsun, sosyal olarak da epey katkısı oluyor.

Triatlon tek başına yapılmaz. Bu işin güzel ve zevkli olduğu tarafı insanlarla beraber olmak. Bu işi yapmış olmanın en güzel yani bu, çünkü biz hobi sporcusuyuz,  birinci veya ikinci değilsen, gerisi sadece bu oluyor. Ben o finisher madalyasıyla hepimizin bu işi istersek başarabileceğini göstermek istedim. IRONMAN’in bir de felsefik bir boyutu var, vazgeçmiyorsun, acıya katlanıyorsun ama vazgeçmiyorsun. Bu işin yüzde 30-40’ı bedensel, yüzde 40-50’si de mental… Dayanıklılık bakımından istediğin kadar iyi ol, mental yönden kendini geliştirmemişsen bu iş olmuyor. Her şey olabilir, hayat gibi işte… Bisikletin tekeri patlayabiliyor, aslolan bütün bu koşullar altında adapte olup çözüm üretebilmek… Hayat ile IRONMAN arasındaki bağlantı bence bu.  Bir insanın hayatında bir şey eksiktir yerine koymak için bir şey gerekir, her şeyin yerine koyabileceğin tek şey var, sporla hepsini yerine koyabiliyor insan. Serotonin denilen şeyi salgılamak için kek yemek, çikolata yemek gerekmiyor, spor yaparak hepsini yerine koyuyorsunuz zaten.

Bir de insanlar egolarını bisikletin tepesinde bırakmış oluyor, spor yaparken sosyal ortam çok büyük motivasyon sağlıyor. Bir sürü insanın tek ortak amacı var, spor yapmak. Hiçbir ayrım yapmıyoruz, belki gördüğün insanlar dışarıda trafik canavarı oluyor, belki sokakta düşsen kimse gelip kaldırmayacak ama sporda düştüğünde seni kaldıracak bir sürü insan oluyor. Bir gün adamın biriyle Belgrat Ormanı’nda park nedeniyle tartıştık, adam neredeyse beni levyesiyle öldürecekti, neyse başka yere park ettim arabayı, çıktım, parkurda koşarken nabzım çıktı, kötü hissettim, birisi “İyi misiniz hanımefendi? diye gelip elimden tutup beni kaldırmak istedi, baktım o tartıştığım adamdı! Spor böyle bir şey işte!

Zayıflama sürecinde sporun etkisi oldu, biraz bundan bahseder misin?

Biliyorsun mide ameliyatından sonra yediklerine dikkat etmezsen, spor yapmazsan kilo vermek çok zor, ama bana bu zayıflama sürecinde ailem ve arkadaşlarım çok destek oldular. Sosyal çevrem, takımım, koçum çok destek oldu, ben tüm her şeyi herkesin desteğini sonuna kadar sömürüp başarmanın yolunu kendime açtım. Bütün bunları yaparken müthiş bir destek gördüm. Hiç tanımadığım insanlar, Danimarka’daki yarışta tanıştığım insanlar bana destek oldular. Bana bunu başarttırdılar! Kronborg’deki spiker Bahreyn’de Göksen’e “Müs nasıl, ona selam söyle” demiş, şu ana kadar aldığım tüm destekle yaptığım şeylerin bana faydası vardı, ben şimdi bundan sonraki aşamada insanlara da yol göstermek, onlara dokunmak istiyorum. O zaman benim yaptığım şeyin gerçek amacı ortaya çıkıyor.

Bu röportajı okuyacak pek çok insan eminim ki çok şey çıkaracak, çünkü kilo verme süreçlerinin nasıl gittiğini biliyorum, insanın kilo verirken sadece bedeninin değil ruhunun da nasıl can hıraş uğraştığını biliyorum. 

Benim daha iki sene öncesine kadar bisiklete binmeyi bilmediğimi söylesem bana ne dersin? Hayatım boyunca bisiklete binmemiştim. Bu spor ve beslenmeme dikkat ederek beni ameliyat eden hekimin de desteği ile 100 kilo verdim. İsteyen herkes bunu yapabilir.

Kilo vermek kadar önemli olan bir şey var, o da kiloyu korumak, estetik ya da diğer kaygılar için değil sağlık için bunu yapmak gerek.

180 kiloyum 88 kiloya kilo indim, hareketsizdim, damak tadıma düşkündüm, daha sonra kilo verdim, ben doğru yolu kendim bulduğum zaman mutlu oluyorum, birileri hep kilo vermemi istiyordu ancak benim o zamanki kilolarımdan ötürü rahatsızlık duymam gerekiyordu. Gloria’dan sonra aktivite yapmadım, beslenmeme dikkat etmedim, iki ayda tüm çabam boşuna gitti, iki merdivende nefes nefeseyim, IRONMAN yapan kadın iki merdiveni çıkamaz oldu, hemen beslenmemi düzenledim, şu an çok daha iyiyim, aktivite yapma isteğim oluyor. Mesela haftasonu 3 saat trainer yaptım, hiç yorulmadım, sadece beslenmeme dikkat ederek yapıyorum bunu. Beslenmeme dikkat etmediğim zaman çok kötü de hissediyorum.

Depresyonun da beslenmeyle sıkı bir ilişkisi var.

Kesinlikle, 2 ay kötü beslendim, sabah kalkıyorum mutsuzum, uyku düzenim bozuldu, her şey iki ayda oldu, iki ayda kurduğum kule yıkıldı, ama 1,5 ayda düzenimi oluşturdum tekrardan.

“Ben yarışlar haricinde jel kullanmıyorum, hurma ceviz, elektrolit tablet alıyorum, hatta kendim yaptığım keçiboynuzlu badem sütünden bir sürü içeceğim var. İçine muz tarçın zencefil zerdeçal ile shake yapıyorum. O içecek bana antrenman boyunca yetiyor.”

Kronborg’deki beslenmeni konuştuk ama genelde yarışlarda neler yapıyorsun, nasıl besleniyorsun?

Bizdeki en büyük sıkıntı sporcu beslenmesini bilen çok fazla beslenme uzmanın olmaması. Benim bildiğim iki kişi var bunlardan biri sensin. Ben yarışlar haricinde jel kullanmıyorum, hurma ceviz, elektrolit tablet alıyorum, hatta kendim yaptığım keçiboynuzlu badem sütünden bir sürü içeceğim var. İçine muz tarçın zencefil zerdeçal ile shake yapıyorum. O içecek bana antrenman boyunca yetiyor. Ama yarışlarda jel alıyorum. Normal zamanda almıyorum. Zaten doğal yollardan alabiliyoruz normalde. O kötü beslendiğim dönemde tüm kan değerlerim çok düştü Kevser, şimdi hepsini alıyorum, zaten ameliyat olduğumdan bunların almam gerek.

İlk ne zaman kendine ben bu kiloları vermeliyim dedin?

İnsanlar hep bana kilo vermem konusunda telkinde bulunuyordu. Ama ben buna kulak asmadım. Benim tüm bağışıklık sistemim çökmüştü, her şeye karşı alerjim vardı, gece kaşıntılarım olmaya başladı, her yerim şişiyordu, ayakkabı giyemiyordum, iki sene yaz kış kros terlikle gezdim, çünkü ayağıma ayakkabı olmuyordu. İntolerans testi yaptırdım, her şeye ama her şeye alerjim çıktı. Sadece kuruyemişe alerjim çıkmadı, salatalığa bile çıktı. Her şeyi hayatımdan çıkardım ve bir anda 10 kilo verdim.

(Sporcu içeceğini içmek için kalkıyor.) Bunun içinde ne var?

Taze zencefil, limon, havuç yeşil elma ve pancar var. Ben bu tür şeylerle besleniyorum.

Pancar sporcular için çok iyi bir gıda. Peki, son olarak kilo vermek isteyenlere tavsiyelerin ne olur?

İşin uzmanlarına gidip kilolarından kurtulmalarını öneririm. Hareket etsinler illa benim gibi IRONMAN yapmalarına gerek yok, sadece hareket etsinler, beslenmelerine dikkat etsinler. Gerisi bir şekilde geliyor.

 


Previous Müzikte kolektif bir dünya insanı: Bülent Ortaçgil ile röportaj
Next Yılbaşına özel 5 vegan Antakya lezzeti

About author

You might also like

Vegan Beslenme

Türkiye’nin vegan demir kadını: Nevşin Mengü

Veganlık, veganizm, hissedebilen hiçbir canlıyı sömürmeden ve öldürmeden, ekolojik sistemi bozmadan yaşamanın mümkün olduğunu savunan, bir canlı türünün diğerinden üstün olmasına karşı duran, bütün hissedebilen canlıların en temel hakkı olan

Röportajlar

Müzikte kolektif bir dünya insanı: Bülent Ortaçgil ile röportaj

Aklın havadaysa ve sen yerdeysen, yan yana ayrı düşmüşsen… Denizi özlediysen ve denizden uzaksan, siste bağıran vapur düdüğünü her duyduğunda biraz Ortaçgil dinlersin aslında… Bülent Ortaçgil şairliği, müzisyenliği, duruşu, müziğe kattıkları