Diyabetli ve çölyaklı bir sağlık yöneticisinin size söyleyecekleri var!

Diyabetli ve çölyaklı bir sağlık yöneticisinin size söyleyecekleri var!


Geçen yıl, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’ndeki Diyabetli Çocuklar Zirvesi’nde tanıştığım Oğuzhan Süral ile Türkiye’de sağlık, diyabet ve çölyak hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik. Oğuzhan Bey, Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sağlık Koordinatörü, aynı zamanda 30 yıldan beri tip 1 diyabetli ve yenilerde konulmuş teşhisiyle de çölyaklı. Kendisiyle Wyndham Kalamış Otel’in terasında buluştuk ve çok hoş bir sohbet gerçekleştirdik.

Bugüne kadar size sadece diyabetiniz soruldu, ama biz bugün sadece diyabet konuşmayacağız.

Bu konudan epey sıkılmış durumdayım, Ayşe Arman ile yaptığımız röportajdan sonra hiç tanımadığım insanlar yediğim tatlıyı önümden almaya çalıştı. Bir süre diyabetle ilgili konuşmayacağım, demiştim. Belki başkası olsaydı kabul etmezdim ama diyabet, çölyak ve çeşitli sağlık konularıyla ilgili yaptığınız çalışmalara, verdiğiniz emeğe bakınca, farklı bir şeyler yapmayı hedeflediğinizi gördüm, kabul ettim. Sizi bizim öğrencilere hep örnek gösteriyorum, ne kadar özgün işler yapıyor, bakın, umutsuzluğa kapılmayın, diye.

Teşekkür ederim. Mezunların işi gittikçe zorlaşıyor. Ama üniversiteler yeni pek çok çalışma içindeler. Bu da istihdamı arttıracak diye umuyorum. Bahçeşehir Üniversitesi de çok güzel işler yapıyor. Diyabet alanında sizi takip ediyorum.

Asıl amacımız, insanların hizmetlere eşit bir şekilde, en iyisine ulaşmasını sağlamak. Bununla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Bahçeşehir Üniversitesi olarak hastanemiz olmamasına rağmen bu tip sağlık konularında çalışmalar yapıyoruz. Kişisel olarak da diyabetli çocuklara gönüllü koçluk yapıyorum. Elimden ne kadar gelirse… Biz çok sıkıntılar yaşadık, artık kimse bu tip durumlardan dolayı sıkıntı çekmesin. Bahçeşehir’den önce birkaç firma ve hastanede de sağlık yöneticiliği yaptım. Ben bu işin tüm eğitim katmanlarında ele alındığı zaman başarıya ulaşacağımızı düşünüyorum. Bahçeşehir Kolejleri’nde bu sağlık eğitimlerine çekirdekten başlamak hedefimiz.

Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki Diyabetli Çocuklar Zirvesi’ndeki konuşmanızı dinlediğimde bu konuyla ilgili çabanızdan çok etkilenmiştim. Türk Hava Yolları’na diyabet menüsünü nasıl koydurduğunuzu anlattığınız konuşmanız… Belirli bir yerlere gelmiş insanların böyle hassasiyetlerinin olması işimizi daha da kolaylaştırıyor. Sonuçta bir sağlık yöneticisisiniz.

Mail göndermek, aramak, talep etmekten hiç vazgeçmemeliyiz. Değişimin başlaması için herkesin sesini çıkarması lazım, bunun için bir yönetici olmaya da gerek yok. Diyabetle ilgili çalışmalar yapmak için diyabetli de olmak gerekmiyor. Ben konuşmayı zaten çok severim, elimden geldiğince anlatmaya çalışıyorum.

Diyabet, özellikle insülin kullanımının zorunlu olduğu tip 1 diyabet, toplum tarafından bilinmiyor. Diyabetli olarak ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz?

Diyabetimle ilgili birtakım zorluklarla karşılaştım. Diyabetimle en başından barışmadım, önceleri ben de insülinimi tuvaletlerde gizli gizli yaptım, hiç hijyenik değil değil mi? Sonradan, bu benimle birlikte ömür boyu yaşayacak bir şey, dedim, bununla barışmayı öğrendim. İstiyorum ki diğer diyabetliler de içinde bulundukları durumla barışsın, keyifle diyabetini yönetsin, ama bu maalesef ülkemiz için pek öyle olmuyor, sağlık ekibine ulaşmak zor, diyabet de zaten kendi içinde biraz masraflı bir durum. Sizinle beraber bu yolda yol arkadaşınız olacak hekimi, diyetisyeni bulmak da kolay olmuyor. Benim en büyük şansım Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva oldu, Zeynep Hoca beni strese sokmadan diyabetimle barışmamı sağladı. Göz dibi muayenesi gibi kontrollerimi aksatmadan düzenli olarak yaptırıyorum. Bu kontroller diyabetin yönetimi için oldukça önemli.

Diyabette motivasyon oldukça önemli. Dediğiniz gibi diyabetlinin diyabet ekibine ulaşması oldukça sıkıntılı, bu bir takip işi, ekip işi. Diyabet ekiplerinin ülkenin dört bir yanına yayılması lazım. Bu sıkıntıları çözmek için adımlar atılıyor, ama sanırım yavaş ilerliyoruz.

Benim de eleştirdiğim çok şey var diyabet ile ilgili. Herkes kendi menfaatini düşünüyor. Diyabetli ve ailesi de ortada kalıyor. Bu durum, toplu hareket edilerek bir an önce çözülmeli.

Mesela bir başka konu… Diyabetliye ne yerse yesin aynı doz insülinler uygulanıyor, çok fazla karşılaşıyorum. Hayatı oldukça kolaylaştıran bir yöntem var: Karbonhidrat sayımı yöntemi. İlla bu yöntem de şart değil, besin değişimleri kullanılabilir. Bu tür eğitimleri verdiğim diyabetliler ve aileleri, çok rahat ettiklerini söylüyorlar. Peki, diyabetlinin beslenmesinde önemli bir yer tutan bu yöntem hakkında ne düşünüyorsunuz, uyguluyor musunuz?

Benim hayatım, diyabetimi kabul ettikten sonra oldukça kolaylaştı. Karbonhidrat sayımını öğrendim, bu da yemek seçeneklerimin artmasını sağladı. Bu yöntem olmadan olmaz. Dediğiniz gibi, her öğüne aynı doz insülin yapılıyor, bunu hala bazı uzmanlar böyle uyguluyor, maalesef. Bakın, bu aynı dozlar hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü), hiperglisemiye (kan şekeri yüksekliği) davetiye çıkarır, bu yanlış uygulama kan şekerini düzenlemez! Bir diyabetlinin mutlaka ama mutlaka beslenme eğitimi alması lazım. Beslenme eğitimiyle, kan şekeri ve insülin eşleşmesi sağlanmalı, ama sadece beslenme eğitimi de yetmez, her konuda eğitim ve takip sistemi oluşturulmalı.

Diyabetlilerle ilgili çok şey yapıyorsunuz. Çabalıyorsunuz, rol model oluyorsunuz.

Diyabetli çocuklara gönüllü olarak koçluk yapıyorum. Onlara diyabet ile ilgili korkacak bir şey olmadığını anlatıyorum. Kendilerine insülin yapamayanlar oluyor bazen, kendime insülin yaptırıyorum. Bu, onlara hem yalnız olmadıklarını gösteriyor, hem de bu işin düşündükleri kadar zor olmadığı konusunda özgüven veriyor. Özgüven kazandıkça diyabetle de barışıyor, arkadaş oluyorlar. Diyabet, ömür boyu sürecek bir durum, kabul etmek, ardından onunla iyi geçinmek en doğru olanı.

Diyabetten sonra yenilerde çölyak tanısı da aldınız. Tanı alma süreci nasıldı?

İnanılmaz bir gaz, şişkinlik, ishal şikayetim vardı, hayatım oldukça zorlaşmaya başlamıştı. Bununla ilgili doktorumla görüştüm, beni gastroenterologa yönlendirdi, gerekli tetkikler yapıldı ve çölyaklı olduğum ortaya çıktı.

Glutensiz beslenme nasıl gidiyor?

Çölyak ve glutensiz beslenme çok yabancı olduğum konular, glutensiz beslenmek ülkemizde epey zor. İş yemeklerinde biraz zorlanıyorum. Glutensiz bazı markaları biliyorum, bununla ilgili ne glutensiz diye takip ediyorum.

Glutensiz ürünler konusunda bazen karışıklık ve bilgi kirliliği olabiliyor. Ülkemizde çölyaklıların ve glutensiz beslenenlerin neler yaşadığını çok iyi biliyoruz. Glutensiz hayata destek için yenilerde Glutensiz Hayat Derneği’ni kurduk. Dernek sitemizde glutensiz ürünleri ve glutensiz ilaçları düzenli olarak yayınlayacağız.

Derneğinizi hiç duymamıştım ve çok mutlu oldum. Neler yapıyorsunuz?

Derneğimizin yönetim kurulunda gastroenterolog, hekim, beslenme uzmanı bulunuyor. Biz bu işin uzmanlar, glutensiz beslenenler, glutensiz hayata destek olan gönüllülerle beraber yapıldığında hedefe yönelik olacağını düşündük. Birçok çalışma yapıyoruz. Dernek bünyesinde amacımız, glutensiz hayatı kolaylaştırmak, insanlara en doğru bilgileri anlatmak ve farkındalık yaratmak. Toplantılar, organizasyonlar yapıyoruz, desteğe ihtiyacı olanlara yardım elimizi uzatıyoruz. Sitemizi de güncelliyoruz sürekli. Sitede psikiyatr, beslenme ve diyet uzmanı gibi uzmanlar düzenli olarak glutensiz hayat ile ilgili çeşitli bilgilendirmeler yapıyor. Başkanımız Tülin Taşören Ünal ve ekibimiz bu konuların tümünde oldukça aktif. Şu sıralar mecliste görüşmeler yapılıyor, biliyorsunuz TBMM’de Çölyak Araştırma Komisyonu kuruldu. Biz de dernek olarak aktif olarak bu toplantılara katılıyoruz.

Bu tür çalışmalar oldukça önemli. Ben bu tür çalışmalara destek olmak isterim. İnsanlara anlatmamız lazım. Ne kadar çok insana anlatırsak o kadar çok ilerleme kaydederiz.

Ben de bundan bir yıl önce “Çölyaklının El Kılavuzu” diye bir çölyak rehberi yazdım, rehberi bir glutensiz beslenme firmasının koşulsuz desteğiyle ücretsiz dağıttık. Hatta size de getirdim.

Elinize sağlık, çok güzel, bundan birkaç kişiye de veririm ben. Dediğim gibi benim hiç bilmediğim bir durum. Çok okumam lazım.

Diyabet, çölyak bu tür durumlar tıp literatüründe “hastalık” olarak geçse de aslında uygun yaşam tarzı oluşturulmadığında hastalık oluyor, uygun yaşam tarzı ile bu tür durumlar hastalık olmaktan çıkıyor.

Evet, tamamen doğru. Her tanı alan bu kabul etme sürecinden geçer. Önemli olan bilinçle, birlikte hareket ederek, takip ederek, yaşamı ıskalamadan bu durumlarla yaşamayı öğrenmek. Sonrası zaten geliyor.

Bizleri ağırladığı için Wyndham Kalamış Otel’e teşekkür ederiz.

***

Tip 1 diyabetli Egemen Erden röportajı için tıklayınız.
Glutensiz Hayat derneği resmi sitesi için tıklayınız.
Çölyak El Kılavuzu için tıklayınız.


Previous Yılbaşı için işin uzmanından beslenme önerileri
Next Yumurtanın bitkisel alternatifleri

About author

You might also like

Sağlıklı Beslenme

Yılbaşı için işin uzmanından beslenme önerileri

Vücudumuz yılbaşı gibi özel günlerde yanlış beslenme, aşırı alkol tüketimi, fazla kaloriler, şekerler, yağlardan dolayı oldukça yorulur. Ödem riski artar. 45 dakikalık yürüyüş, taze ve mevsiminde sebze meyve tüketimi, bolca

Vegan Beslenme

Peynir altı suyu neden bu kadar sık kullanılıyor?

Bir veganın etiketlerde en sık gördüğü içeriklerden biri de peynir altı suyudur. Bu son zamanlarda benim de dikkatimi çeken bir konuydu ancak, geçen aldığım ekmeğin içinde de görünce bu konuda

Sağlıklı Beslenme

Yale Üniversitesi’nden diyabet haberleri

Halk arasında şeker hastalığı olarak da bilinen diyabetin iki türü var. Tip 1 diyabet, diyabet vakalarının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturur. Geri kalan kısmı ise tip 2 diyabet dediğimiz genelin bildiği