Ultramaratonun dünya çapındaki cesur kadını: Bakiye Duran

Ultramaratonun dünya çapındaki cesur kadını: Bakiye Duran

“Tek başına yarışlara geliyor, üstelik dil bilmiyor. Bu sefer kaybolur derken, o diğer yarışlara da geliyor. İnsanın isterse dünyanın her yerinde koşabileceğini gösteren bir rol model. Ultramaratonun Bakiye gibi cesur sporculara ihtiyacı var.”

Uluslararası Ultramaraton Birliği (IUA) Eski Başkanı

Malcolm Campbell

 

Bakiye Duran, Türkiye’nin ilk ultramaraton koşucusu. Samsun’un bir köyünde dünyaya gelen Duran, köyde ilkokula giden ilk kız çocuğu. Okuma yazmayı babası öğretiyor, sonra öğretmen okuluna başlıyor ve bu yıllarında da koşu ile tanışıyor. Öğretmen olduktan sonra sporcu öğrenciler yetiştiriyor.

 

“Çevremden gelen baskılara karşı koymayıp onların kafalarında çizdiği gibi bir kadın olmaya çalışsaydım koşabildiğimin farkında bile olamayacaktım.”

 

Çocukluğundan beri koşuyor. Köyünde okul olmadığı için komşu köydeki okula koşuyor, tarlayla evleri arasında bir şeyleri taşımak için koşuyor, hala da koşmaya devam ediyor. Yarışlar koşmasının yanısıra, yarışlar düzenliyor, koşmak isteyenlere yol gösteriyor, Çekmeköy’de kadınlara koşu yaptırıyor. Gerçek bir motivasyon arayanlar için, hayat hikayesinin detaylarını anlattığı “Cesaret Yalnızdır” kitabını edinmenizi öneririm.

 

En son 2 Ağustos’ta Otizm’de Farkındalık için Tuz Gölü’nde 100 kilometre koştu. Bakiye Abla’nın koştuğu yarışlar, genelde 50 kilometrenin üzerindeki parkurlarda oluyor.

 

Ultramaraton nedir?

Genel anlamda ultramaraton, maraton mesefasi olan 42 kilometre 195 metreden uzun koşulardır.

“Ne olursa koşarım, siz yalnızca bana koşacağım yönü ve varacağım noktayı söyleyin.”

 

Bakiye Abla, hayat hikayen çok etkileyici, hikayeni öğrendikten sonra “Bu mücadeleci ruh aileden ve geçmişten geliyor olmalı.” dedim kendime. 

Hayatımın önemli bir kısmı köyde geçti. Sahip olduğu her şeyi çalışarak elde eden bir aileden geliyorum. Babam ve annem küçükken bize sorumluluklar verdi, şehirde “çocuk hakları istismarı” sayılabilecek ama bizim oralarda yaşamın şartı olan birçok iş yaptım. Bahçedeki hayvanlara baktım, tarlayla ev arasında getir götürü hep ben yapardım. Şimdi düşününce o sorumluluklar iyi ki verilmiş diyorum. İleride birey olmanın yolu çocuklukta verilen sorumluluklardan geçiyormuş. Okuma yazmayı babam öğretti bize, bizleri çok iyi yetiştirdiler. Ben de bu eğitimin hakkını vermek için çok çalıştım. İlkokula giderken köyümüzde yol yoktu; bata çıka, ayaklarımız kar ve su içinde okula gittim. Yaşadığım zorluklarla mücadele ederken okumanın ve hayatın kıymetini çok iyi kavradım.

 

Dümdüz, kusursuz pistlerden çok zorlu arazileri parkur olarak kullanmayı seviyorsun. Bunun nedeni doğup büyüdüğün coğrafya diyebilir miyiz?

 Çocukluğumda sığırın, davarın peşinde koşmalarım, gençlik dönemlerimde ağabeylerimin yaptığı işleri iş edinip gücümün sınırlarını zorlamam, okula giderken o zorlu yolda yaşadıklarımız… İşte bunlar adeta ultra antrenmanlardı. Daha sonra planlı bir şekilde yaptığım antrenmanların altyapısı o zamanlardan geliyor. Köyde zorlu bir hayatımız vardı. Her işin üstesinden gelmek zorundasın, köyde yaşarken. Kadın ve erkek ayrımı da yok oralarda. Annem her türlü işi yapardı. Onun bende çok etkisi oldu, annemden çok şey öğrendim. Annem gibi her türlü işi kadın işi erkek işi ayrımı yapmadan yaparım, aklına gelebilecek her işi.

 

Öğretmen Okulu’nda okurken de, öğretmenken de sporla hep iç içeydin. Nasıl başladı koşuya merakın?

 Okulda yarışlar düzenlenirdi, iki arkadaş bu yarışlara katılmaya karar verdik, çok iyi hazırlandık. Geceli gündüzlü antrenmanlar yapmaya başladık. Yarış başladı, derken ben koştum geldim, hoca inanmadı, koşmamışsındır sen dedi, tekrar koş dedi, tekrar koştum bitirdim geldim daha kimse gelmemişti, o yarışta ben birinci oldum. En sonunda benim gerçekten koştuğuma o da ikna oldu. Bundan sonra koşuya iyice ısındım.

 

“İnsanların sağlık, güzellik, hobi olarak yaptığı spor, benim için hayatın ta kendisi.”

 

Ailende sporcular var, mesela dünya çapında başarıları olan Güreş Sporcusu Yaşar Doğu dayın, diğer yandan göç eden bir aile olmanız sanırım bu mücadeleye epey katkı sağladı.

 Zor, insanı zeki ve çalışkan yapar. İnsanların sağlık, güzellik, hobi olarak yaptığı spor, benim için hayatın ta kendisi. Evet, geldiğim köyün, ailemin geçmişinin benim mücadelemde çok etkileri oldu, ben sonra bunların üzerine çok çalışmayı, azmi de ekledim.

 

Otuzdan fazla ülkede sayısız ultramaraton ve maraton koştun. En unutamadığın, aklında kalan hikaye nedir?

Çok fazla hikaye var. Çeşitli ülkelerden hala görüştüğüm arkadaşlar edindim, hepsiyle ayrı hikayelerim var. Yarışlara gidiyorum, diğer ülkelerin sporcularının etrafında fır dönen masörü, fizyoterapisti, hocası oluyor; masalarında envai çeşit yiyecek, Türkiye Masası hep bomboştu. Ben hep yalnız gittim yarışlara, ülkemi ve bayrağımı tek başıma temsil ettim. Bu yarışlardan biri de 2003’te Tayvan’ın başkenti Taipei’de 100K Ultra Dağ Maratonu idi. Yarış bitti, ödül töreni başladı, milli forma giyen her sporcu teker teker çıkıyor, ardından sporcunun beslenme danışmanı, sağlık ekibi, menajer, temsilci ve Ultra Maraton Birliği Başkanı’ndan oluşan kafileleriyle birlikte, ülke bayraklarını gururla taşıyarak resmi geçitte bulunuyorlar. Ben bir elimde Türk Bayrağı diğer elimde Türkiye yazılı levha, derken sıra bana geldi, ben çıkmadan önce Uluslararası Ultramaraton Birliği Eski Başkanı Malcolm Campbell mikrofonu eline aldı, (İngilizce) bir şeyler söylüyor, arada “Bakiye” diyor, herkes gülüşüyor ardından alkışlıyorlar, ben anlamıyorum; sonra bir arkadaşım tercüme etti, benim için “Tek başına yarışlara geliyor, üstelik dil bilmiyor. Bu sefer kaybolur derken, o diğer yarışlara da geliyor! İnsanın isterse dünyanın her yerinde koşabileceğini gösteren bir rol model. Ultramaratonun Bakiye gibi cesur sporculara ihtiyacı var.” demiş. Bu benim çok etkilendiğim, unutamadığım anılardan biridir.

 

Koşmak benim için bir artı değil, yaşam için zorunlu harekettir.

 

Neden koşuyorsun diye sormayacağım sana, biliyorum ki bana “Sen neden koşmuyorsun?” diyeceksin ?

(Gülüyor) Benim koşmam için çok nedenlerim var, zamanın çok ötesinde koşmalıyım, zaman bana yetişmeden yol vermeliyim hayata. Koşarken pek çok şey deneyimliyorsun. Koşmak benim için bir artı değil, yaşam için zorunlu hareket.

 

“Ömrümüz, her yaşamı deneyecek kadar yeterli değil, yaşanmış hayatlardan ders almalıyız.”

 

Son yıllarda şirketler, gerçek yaşamın içinden insanları çalışanlarına motivasyon için konuşmacı olarak davet ediyor, sen de bu konuşmacılardan birisin. Sanırım, senden daha iyi motivasyon konuşmacısı bulamazlardı ?

 Babamdan ve annemden öğrendiğim pek çok şey aslında bu konuşmaların temelini oluşturuyor. Babam da sistematik ilerlerdi, ileriyi hesaplardı, gece gündüz çalışır ve o hedefine ulaşırdı. Annem, erken kalkar, gündüz dışarının işleriyle ilgilenir, akşam ev işlerini yapardı. Her şey planlı programlıydı. Tüm bunları daha sonra ben de kullanmaya başladım ve davet edildiğim şirketlerde anlatmaya başladım. Bu da kariyerimin bir parçası oldu bir süre sonra. Anlatmayı seviyorum. Ömrümüz, her yaşamı deneyecek kadar yeterli değil, yaşanmış hayatlardan ders almalıyız. Belki, birkaç kişiye faydası olur.

 

Önce maraton sonra ultramaraton koşmaya başladın, ultramaraton koşmaya nasıl başladın?

Katıldığım bir yarışta sporcu arkadaşlar “ultramaraton” diye bir koşu branşından bahsettiler, “Çok iyi sporcusun, seni ultramaraton yarışlarına davet etsek koşar mısın?” dediler, “Ne olursa koşarım, siz yalnızca bana koşacağım yönü ve varacağım noktayı söyleyin.” dedim. Bu sözle maratondan sonra ultramaraton hikayem başladı.

 

Peki, herkes ultramaraton koşabilir mi?

Gerekli şartları yerine getiren herkes ultramaraton koşabilir. Bununla beraber, kişinin öncelikle hayata “ultra” bakması lazım. Bu şu demek, içinde her zorluğun olduğu sadece sizin olduğunuz bir yolculuk. Öyle görmeyince bir ara merak salınıp sonra bırakılıyor.

 

Ultramaratonun şartları nelerdir?

Çok iyi beslenmek, çok iyi antrenman yapmak, çok iyi dinlenmek.

 

“Ultramaraton, benim hayata bakış açım, ben sadece ultramaraton koşan değil aynı zamanda ultra yaşayan biriyim.

 

Peki, yarışlarda ve gündelik hayatında nasıl besleniyorsun?

Beslenmemi planlarken gelirimi dikkate alırım. Köyde kıştan hazırlıklarımı yaparım. Dağda hangi meyve varsa onları toplar, pekmez, cevizle karıştırıp pestil hazırlarım. Antrenman beslenmemin temeli de bu meyve ve meyvelerden yaptığım malzemelerden oluşur. Sebzeleri kurutarak da hazır çorba yaparım. Yoğun bir hayatım var, yemek hazırlamaya vakit bulamayabiliyorum. Antrenman dışında da mısır çorbası, yarma, aşurelik buğday çorbası, bulgur pilavı, haşlanmış patates, kurufasulye, nohut gibi gıdalarla beslenirim.

 Yarışlarda da benim yıllardır sürdürdüğüm bir beslenme planım var, kişi kendine has beslenme planını deneye yanıla bulabilir. Bir de ben en minimumda nasıl beslenirim, onu ararım. Kendimi hep en zor koşullara adapte etmek isterim, ihtiyaçlar listesini de hep en minimumda tutmaya çalışırım. Çünkü, ultramaraton benim hayata da bakış açım aynı zamanda. Ben sadece ultramaraton koşan değilim aynı zamanda ultra yaşayan biriyim.

 

Ultramaratonu hayata benzetiyorsun, başarılarının sırrı da buradan geliyor diyebilir miyiz?

Hiçbir ultramaraton yarışı birbirine benzemiyor, koşullar sabit değil, tıpkı hayat gibi. Bu koşulların değişkenliğine küçüklüğümden beri hep hazırım.

 

İşte böyle güzel bir insandır Bakiye Abla, sporcudur, insandır, öğretmendir. Eşine az rastlanır.

 

Canım Bakiye Ablam, ne güzel konuşur, ne içten anlatır.

Tüm gün beraberdik, bırakmadım, akşamı ettik 🙂

 

Okuma önerisi: Cesaret Yalnızdır kitabı, gerçek bir motivasyon kitabı, Bakiye Abla’nın samimi anlatımı, okurken sanki sohbet ediyor, dertleşiyor gibi hissettirecek.

 

Bakiye Duran’ın yarışları için: http://www.teamultratrailrunner.com

Bakiye Duran’ı anlatan Youtube videosu: https://www.youtube.com/watch?v=-PgDw7NHXTQ

 

NOT: Yazının kapak fotoğrafı, Hermein Burger’e aittir. Fotoğraf kullanılırken kendisinden izin alınmıştır.

 

Yorumlar

Previous Kolay bitter çikolata yapımı
Next Yumurta zehir mi değil mi?

About author

You might also like

Haberler

Amerika’da bitkisel süt satışları %61 arttı

İnek sütü yerine bitkisel sütleri artık reyonlarda daha sık görüyoruz. Türkiye’de bununla ilgili araştırma yok ama 2012-2017 yılları arasında Amerika’da bitkisel süt satışları %61 arttı. İnsanlar, inek sütü ve türevlerini

Haberler

Uluslararası Bitkisel Beslenme Konferansı’nda neler konuşuldu?

24-27 Eylül 2017 tarihlerinde Amerika’da, Kaliforniya’da Uluslararası Bitkisel Beslenme Konferansı yapıldı. Dünyanın dört bir yanından 1000’e yakın sağlık profesyonelinin katıldığı konferanstaki çeşitli sunumlarda öne çıkan başlıklar şu şekildeydi: 1) Vegan

Haberler

Karnabaharlı dolma yaptınız mı?

Sağlıklı olmak, arınmak, hastalıklardan korunmak, olan hastalıkların kötü sonuçlarını azaltmak için beslenme alışkanlıklarını düzenlemek oldukça önemlidir. Ancak, beslenme alışkanlıklarını düzenlerken tekdüzelikten kurtulmak baş koyulan bu yolda sürdürülebilirliği sağlayacaktır. Peki, herkesin